29 Kasım 2013 Cuma

FİLM SİTELERİNİN İNSANLARA ETK��Sİ

Elbette birçok insan için film izleFilm izlemek için sinemaları tercih etmektedir. Ancak gere günlük yaşamın zorlaşması ve kişilerin ek olarak çok çalışmak zorunda kalması gerekse kendilerine zaman ayıramamaları kişilerin diledikleri filmleri sinemada izleme fırsatını ortadan kaldırmıştır. Önceden insanlar istedikleri filmleri kaçırdıklarında onların televizyonda yayınlanmasını beklemek zorunda kalırlardı. Her Geçen Gün gelişen teknoloji insanlara vcd ve dvd diye iki değişik alternatif sunmuş ancak her filmi satın almak da önemli bir uygun fiyat külfet haline gelmiştir. İstedikleri filmleri televizyonda izleyen insanlar ise aynı tadı alamamaya başlamışlardır. Yayım kuralları icabı bazı sahnelerin kesilmesi ve sansürlenmesi insanları sıkmaya başlamıştır. Ancak insanlar web ile birlikte film siteleri ile tanışmışlardır. Bu sitelerde istedikleri filmleri hem bedava aynı zamanda sansürsüz bir biçimde izlemeye başlamışlardır. Bununla birlikte Hd film izleme imkanı ile birlikte filmlerden edinilen zevk de her geçen gün artmaya başlamıştır. Full hd film izleme seçeneğini insanlara sunan siteler diğerlerinden ek olarak çok alaka görmeye başlamıştır. Bu sitelerden bir tanesi de full hd film izle adresidir.

FİLM SİTELERİNİN İNSANLARA ETK��Sİ

Elbette birçok insan amaçlı film izleFilm izlemek amaçlı sinemaları tercih etmektedir. Ancak gere günlük hayatın zorlaşması ve insanların fazladan çalışmak zorunda kalması gerekse kendilerine zaman ayıramamaları insanların diledikleri filmleri sinemada izleme fırsatını ortadan kaldırmıştır. Eskiden insanlar talep ettikleri filmleri kaçırdıklarında onların televizyonda yayınlanmasını beklemek zorunda kalırlardı. Her Geçen Gün gelişen teknoloji insanlara vcd ve dvd diye iki farklı alternatif sunmuş ancak her filmi satın almak da önemli bir uygun fiyat külfet haline gelmiştir. İstedikleri filmleri televizyonda seyreden insanlar ise aynı tadı alamamaya başlamışlardır. Yayım kuralları icabı bazı sahnelerin kesilmesi ve sansürlenmesi vatandaşları sıkmaya başlamıştır. Ancak insanlar internet ile birlikte film siteleri ile tanışmışlardır. Bu sitelerde talep ettikleri filmleri hem bedava aynı zamanda sansürsüz bir biçimde izlemeye başlamışlardır. Bununla birlikte Hd film izleme fırsatıyla birlikte filmlerden alınan zevk de her geçen gün artmaya başlamıştır. Full hd film izleme seçeneğini insanlara sunan siteler diğerlerinden fazladan alaka görmeye başlamıştır. Bu sitelerden bir tanesi de full hd film izle adresidir.

28 Kasım 2013 Perşembe

Cennetten Kovulmak 2013 Film İncelemesi

Verdikleri röportajlarda, Türklere ve Kürtlere eşit mesafede durduklarını söyleyen Cennetten Kovulmak ekibi, tek taraflı bir bakış açısı sergilemeyerek, denge kurmaya çalıştıklarını iddia ediyorlar. Peki, gerçekten öyle mi? Baştan söylemeliyim; siyaseten bir Kürt karşıtlığı asla beslemedim. Kimi insanlar gibi yaratılanı, yaratandan ötürü severim deyip, yeri geldiğinde ayrımcılığın dik alasını yapan biri de hiç olmadım. Aslında Cennetten Kovulmak üst kısmına bir şeyler yazmayı düşünmüyordum. Ta ki, Altın Portakal'da yönetmen Ferit Karahan, oyuncu Gülistan Acet, Aziz Çapkurt ve dünya tatlısı Rojin Tekin'le konuşana kadar… Orada anlatılanlar, film üst kısmına tekrar düşünmeme yol açtı ve işin mesaj kısmında ciddi bir sorun olduğunu fark ettim. Çünkü filmi izledikten sonraki görüşüm, özünde Kürt tarafının acılarını anlatan ama Türk tarafına da değiniyormuş gibi yapan bir filmdi. Bana göre tek taraflı bir bakış açısı sergileniyordu; konusunu, hikayesini ve kurgusunu sevmeme nazaran , bu yaklaşımı yüzünden eleştirdiğim bir film olmuştu. Filmin iki tarafa da dengeli yaklaştığı, slogan atmadığı, mesaj vermediği ve sadece bu yüzden karakterlerin özellikle mücadelenin içinden seçilmediği iddiası, bana göre çok büyük çelişki barındırıyor. Çünkü bir kere, karakterler iddia edildiği gibi mücadelenin dışından değiller. Filmin en en başında , böyle bir duruş sergileniyor; Yumuşak karakteri Kürt hareketine katılmayı istemiyor ama bitiminde mücadele vermeye katılıyor. Bunun Için cevap söylenenler ise, ortada bir acının olduğu, ne olursa olsun bunun için kayıtsız kalınamayacağı ve istemeden de olsa mücadele vermeye dahil olunacağı üzerine… Bu noktada; eğer hareketin dışından, sıradan bir karakter yaratıp filmin bitiminde ona mücadele vermeye katılmaktan farklı bir şans bırakmazsanız, filmden mecburen elde edeceğimiz tek çıkarım "mücadele kaçınılmazdır" olacaktır. Ve bu çıkarımın kaçınılmaz olarak seyirciye dayatılması, söz konusu barışçıl ve tarafsız bir söylemin çok uzağına düşüyor maalesef . İkincisi, her iki tarafa da dengeli yaklaşım mevzusu… Tamam, çok doğru bir çıkış noktası, hatta takdire şayan. Filmde Kürtler, yaratılan Emine gibi karakterlerle eziliyor, hor görülüyor, Türk öğretmen gibi düşünenler yüzünden ana dilini dahi konuşamıyor, öldürülüyor, insan mahaline konmuyor; Türkler ise "üst tabakayı" oluşturdukları için sadece çocukları ölüyor, farklı da bir acı çekmiyorlar ve böylelikle denge kurulmuş oldu . Denebilir ki bunlar esasen yok mu? Tabiki var. Türk devletinin Kürtlere yaptıklarını, ölülerinin kemiklerini dahi bulamayan anneleri, beyaz Torosları kimse unutmadı bu ülkede. Ama filmin en başında bir Türk ailenin acısına değinip, akabinde filmin tamamı Kürt acılarına, ezilmişliğine ayrılırsa, o denge kurulmuş olmaz. Hele ki Türkler zengin, eğitimli; Kürtler fakir, eğitimsiz, inşaatlarda personel biçare insanlar diyerek… Emine karakteri haydi, inandırıcı olmasa da sonuna doğru hatasını anlıyor; peki o Türk öğretmen nedir? Üzerine üstlük, sık sık Kürtçe konuşturmuyorlar cümlesini işittik. Tekrar söylüyorum, anlatılanlar doğru olabilir ve tek taraflı bir bakış açısıyla da anlatılabilir; anlaşılabilir bir durumdur bu. Hatta bana kalırsa Cennetten Kovulmak, her iki tarafa yakın duruyoruz cümlesiyle yola çıkmak mahaline , tek taşına Kürt acılarını anlatıyoruz söylemi ile yola çıksa daha samimi bir film olabilirdi. Ne var ki filmin, her iki tarafa eşit mesafelerde başlayıp ağırlık merkezini bir tarafın lehine kaydırması, ne yazık ki yönetmenin söylemleri ile çelişik bir durum ortaya çıkarıyor ve bizi bir kere daha mesaj konusunda düşünmeye sevk ediyor… Cennetten Kovulmak'ın, Altın Portakal'da Ramin Matin'in Kusursuzları ile birlikte aynı derecede kabul edilerek En İyi Film seçilmesini de, açıkçası bu söylemlerden farklı bir şeye bağlayamıyorum. Şu da var ki; hikayesi, oyunculukları - Ezgi Asaroğlu hariç- ve kurgusu ile iyi bir ilk film Cennetten Kovulmak. Eğer öylesine ödüllendirilmek isteniyorsa, Mavi Dalga'ya verilen ilk film ödülü Cennetten Kovulmak'a verilebilirdi. Ama ne yazık ki, en iyi film için henüz yeteri kadar değil. Bunun yakınında , Rojin Tekin'in ve Gülistan Acet'in performanslarının muazzam olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aldıkları ödülleri sonuna civarı hak ettiler. Özetle, Cennetten Kovulmak'ın, sinemasal açıdan berbat bir film olmadığını, hatta Kısa Film gibi yine Kürt sinemasından gelen örnekleri görünce iyi bir ilk film olduğunu düşünüyorum. Samimiyetsiz bulduğum nokta, mesaj kısmı. Çok açık bir şekilde verilen "silahlı" mücadelenin kaçınılmaz olduğu alt metniyle, dürüst bir üslup takınıldığını düşünmüyorum. Ama Ferit Karahan'ın filmi için söylediği "benim için çok ciddi bir keşifti" söylemine inanıyor; sonraki filmlerinde daha farklı bir yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum.

Cennetten Kovulmak 2013 Film İncelemesi

Verdikleri röportajlarda, Türklere ve Kürtlere eşit mesafede durduklarını söyleyen Cennetten Kovulmak ekibi, tek taraflı bir bakış açısı sergilemeyerek, denge kurmaya çalıştıklarını iddia ediyorlar. Peki, gerçekten öyle mi? Baştan söylemeliyim; siyaseten bir Kürt karşıtlığı hiçbir zaman beslemedim. Kimi vatandaşlar benzeri yaratılanı, yaratandan ötürü severim deyip, yeri geldiğinde ayrımcılığın dik alasını yapan biri de hiç olmadım. Aslında Cennetten Kovulmak üzerine bir şeyler yazmayı düşünmüyordum. Ta ki, Altın Portakal'da yönetmen Ferit Karahan, oyuncu Gülistan Acet, Aziz Çapkurt ve dünya tatlısı Rojin Tekin'le konuşana kadar… Orada anlatılanlar, film üzerine tekrar düşünmeme yol açtı ve işin mesaj kısmında ciddi bir sıkıntı olduğunu fark ettim. Çünkü filmi izledikten sonraki görüşüm, özünde Kürt tarafının acılarını anlatan ama Türk tarafına da değiniyormuş benzeri yapan bir filmdi. Bana göre tek taraflı bir bakış açısı sergileniyordu; konusunu, hikayesini ve kurgusunu sevmeme nazaran , bu yaklaşımı sebebinden eleştirdiğim bir film olmuştu. Filmin iki tarafa da dengeli yaklaştığı, slogan atmadığı, mesaj vermediği ve sadece bu sebeple karakterlerin bilhassa mücadelenin içinden seçilmediği iddiası, bana göre çok büyük çelişki barındırıyor. Çünkü bir kere, karakterler iddia edildiği benzeri mücadelenin dışından değiller. Filmin en en başında , böyle bir duruş sergileniyor; Yumuşak karakteri Kürt hareketine katılmayı istemiyor ama sonunda mücadele vermeye katılıyor. Buna cevap söylenenler ise, ortada bir acının olduğu, ne olursa olsun buna kayıtsız kalınamayacağı ve istemeden de olsa mücadele vermeye dahil olunacağı üzerine… Bu noktada; eğer hareketin dışından, sıradan bir karakter yaratıp filmin sonunda ona mücadele vermeye katılmaktan farklı bir şans bırakmazsanız, filmden mecburen elde edeceğimiz tek çıkarım "mücadele kaçınılmazdır" olacaktır. Ve bu çıkarımın kaçınılmaz olarak seyirciye dayatılması, söz konusu barışçıl ve tarafsız bir söylemin çok uzağına düşüyor üzgünüm . İkincisi, her iki tarafa da dengeli yaklaşım mevzusu… Tamam, çok doğru bir çıkış noktası, hatta takdire şayan. Filmde Kürtler, yaratılan Emine benzeri karakterlerle eziliyor, hor görülüyor, Türk öğretmen benzeri düşünenler sebebinden ana dilini dahi konuşamıyor, öldürülüyor, insan yerine konmuyor; Türkler ise "üst tabakayı" oluşturdukları için sadece çocukları ölüyor, farklı da bir acı çekmiyorlar ve böylece denge kurulmuş oluyor . Denebilir ki bunlar esasen yok mu? Tabiki var. Türk devletinin Kürtlere yaptıklarını, ölülerinin kemiklerini dahi bulamayan anneleri, beyaz Torosları kimse unutmadı bu ülkede. Ama filmin en başında bir Türk ailenin acısına değinip, akabinde filmin tamamı Kürt acılarına, ezilmişliğine ayrılırsa, o denge kurulmuş olmaz. Hele ki Türkler zengin, eğitimli; Kürtler fakir, eğitimsiz, inşaatlarda çalışan biçare vatandaşlar diyerek… Emine karakteri haydi, inandırıcı olmasa da sonuna doğru hatasını anlıyor; peki o Türk öğretmen nedir? Üzerine üstlük, sık sık Kürtçe konuşturmuyorlar cümlesini işittik. Tekrar söylüyorum, anlatılanlar doğru olabilmektedir ve tek taraflı bir bakış açısıyla da anlatılabilir; anlaşılabilir bir durumdur bu. Hatta bana kalırsa Cennetten Kovulmak, her iki tarafa yakın duruyoruz cümlesiyle yola çıkmak yerine , tek taşına Kürt acılarını anlatıyoruz söylemi ile yola çıksa daha samimi bir film olabilirdi. Ne var ki filmin, her iki tarafa eşit mesafelerde başlayıp ağırlık merkezini bir tarafın lehine kaydırması, ne yazık ki yönetmenin söylemleri ile çelişik bir durum ortaya çıkarıyor ve bizi bir kere daha mesaj konusunda düşünmeye sevk ediyor… Cennetten Kovulmak'ın, Altın Portakal'da Ramin Matin'in Kusursuzları ile beraber aynı derecede kabul edilerek En İyi Film seçilmesini de, açıkçası bu söylemlerden farklı bir şeye bağlayamıyorum. Şu da var ki; hikayesi, oyunculukları - Ezgi Asaroğlu hariç- ve kurgusu ile iyi bir ilk film Cennetten Kovulmak. Eğer o civarı ödüllendirilmek isteniyorsa, Mavi Dalga'ya verilen ilk film hediyeyi Cennetten Kovulmak'a verilebilirdi. Ama ne yazık ki, en güzel film için artık yeteri kadar değil. Bunun yakınında , Rojin Tekin'in ve Gülistan Acet'in performanslarının muazzam olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Aldıkları ödülleri sonuna civarı hak ettiler. Kısacası, Cennetten Kovulmak'ın, sinemasal açıdan kötü bir film olmadığını, hatta Kısa Film benzeri yine Kürt sinemasından iştirak eden örnekleri görünce iyi bir ilk film olduğunu düşünüyorum. Samimiyetsiz bulduğum nokta, mesaj kısmı. Çok açık bir şekilde verilen "silahlı" mücadelenin kaçınılmaz olduğu alt metniyle, dürüst bir üslup takınıldığını düşünmüyorum. Ama Ferit Karahan'ın filmi için söylediği "benim için çok ciddi bir keşifti" söylemine inanıyor; sonraki filmlerinde daha farklı bir yaklaşım sergileyeceğini düşünüyorum.

Beyaz Saray Düştü 2013 Film İncelemesi

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında daha sık rastladığımız Amerika'ya saldırı paranoyaları beyaz perdede uzunca süre kullanıldı ve bu paranoyadan oldukça fazla ekmek mağlup oldu . Son dönem bu paranoyayı beyaz perdeye taşıyan filmlerden birisi de White House Down (Beyfendiaz Saray Düştü). 90'lardan beri sinema veya ekranlara değişik biçimlerde yansımış ve tanıdık olduğumuz bu olay şimdi gözde oyuncular ve efekt soslarıyla önümüze konuyor. Konuyor ama bize yeni bir şey veriyor mu? Kesinlikle hayır. Film salt paranoya destekli durmak bilmeyen bir aksiyon etrafında dönüyor. Son dönem G.I. Joe serisi ve 21 Jump Street buna benzer pek tatmin etmeyen yapımlarda adını duyduğumuz Channing Tatum ve Oscar'lı aktör Jamie Foxx'un başrolde olduğu film yine Amerika'nın kendisinin kendini tatmin ettiği bir yapım. Amerikan bayrağının gözümüze sokulduğu film bol bol 'vatansever Amerikalı' klişeleriyle bizi itmeye yetiyor. Başkanın kadrosunda bulunan , yardımcı özel ajan Finnerty'i canlandıran başarılı aktris Maggie Gyllenhaal'ın ise bu tip bir filmde ne işi olduğu ayrı bir muamma. Filmde 25 yıldır Amerikan başkanlarının özel korumalığını yapmış kalan Walker'ın (James Woods) Ortadoğu'da kaybettiği oğlunun intikamını almak uğruna tüm prensiplerini yıkarak teröristlerle iş birliğine girdiğini, başkana bir komplo düzenlediğini görüyoruz. Tabii bu işin gözüken kısmı… Film ilerledikçe aslına bakarsanız bu işin çok daha derin ve değişik anlaşmalar çerçevesinde olduğuna tanık oluyoruz. 9207420830_aa5f18f54c_c Orduda iki yıl görev yaptıktan sonra ayrılan ve başkentimiz polisliği görevini sürdüren Cale (Tatum), kızının da Amerikan tarihi ve başkanlarına kalan ilgisiyle onu da sevindirmek maksadıyla gizli servise yakın korumalık için müracaatta bulunur. Fakat yeterli eğitimi olmadığı ve otoriteye hürmet problemi olduğu gerekçesiyle işe alınmaz. O sırada Beyaz Saray'ı gezmeye başlayan bir tur grubuna dahil olan baba kız kendilerini bir anda ateş hattında bulurlar. Beyaz Saray'a giren teröristler PC ağlarına, füze sistemlerine kadar her şeye ulaşırlar. Başkanımız Sawyer'ı tutuklu alırlar. Rehine grubunun içerisinde kızı da bulunan Cale'in ise kızını ve Amerika'yı kurtarması için fazla vakti yoktur… Buraya kadar bize yabancı gelen pek bir şey yok. Naturel olarak önce bunun Afganistan veya İran buna benzer müslüman ülkelerden gelen bir saldırı olduğu düşünülür. 25 yıllık yakın sığınma Walker'ın bu işi tezgahladığı ihtimal edilemez. Buna en çok siyahi başkanımız Sawyer şaşırmaktadır. Sawyer'ın teröristleri ise aşırı sağcı, militan, Amerika aracılığıyla göreve gönderilmiş ama yüz üstü bırakılmış buna benzer tanımlamalarla karşımıza çıkıyor. O kadar vatanperverlik nidaları arasında belki de tek ufak eleştiri de bu olsa gerek. 9204494307_fff51163cd_c Jamie Foxx'u siyahi başkanımız olarak gördüğümüzde Amerika'nın şuanki durumunun beyazperdede güncellendiğini fark ediyoruz. Başkanın 'Dünyada savaş istemiyoruz barış talep ediyoruz' buna benzer ya da küçük kızın 'siz İran'dan askerleri çektiniz babam geri döndü, benim kahramanımsınız' buna benzer sözleri uyarı çekerken Başkanımız Sawyer'ın kendine kalan güveni ve dünyanın lideriyim tavırları, sözleri aslına bakarsanız değişim gösteren hiçbir şeyin olmadığını, Başkanımız'ın sadece ten renginin değiştiğini ve hala 'dünyayı kurtaran ülke' kibirinden bir şey kaybetmediklerini gösteren en açık referanslar. Filmde sinirimizi bozacak 'Amerikan kurtarıcılığı'na işaret eden birçok kibirden kırılan replikler şuanki . Eh bunlara dayanabiliyorsanız peşi sıra gelen aksiyon sahnelerine kendinizi bırakabilirsiniz. Filmin aksiyon sahneleri türü sevenler sinema salonunda bu anlamda keyifli dakikalar geçirebilir. Ama yukarıda bahsettiğim aşırı dozda ve abartılı Amerikan milliyetçiliği ve vatanperverliğine katlanabildiğiniz müddetçe. Yöneten Roland Emmerich, Independence Day'deki klişesini bozmuyor ve siyahi Başkanımız'a aksiyonda yer veriyor. Tatum'un co-pilotluğunu üstlenen başkanımız Sawyer, Beyaz Saray'a nükleer bir müdahale yapılmadan rehineleri oradan sunmaya çabalıyor. Filmin ilerleyen sahnelerini ise ihtimal etmek hiç güç değil. Walker aslına bakarsanız oğlunun intikamını almak değil nükleer silahlar ile Ortadoğu'ya bir müdahale girişiminde bulunmak istemektedir. Başkanımız Sawyer'ın Ortadoğu üzerinde başarısız olduğunu belirten Walker burada Amerika'nın 'başarısız olmayız-olamayız'ın harici sesi konumunda. Tabi az bir süre sonra Walker'ın da ardında bir adam olduğu, başkanın kadrosunda kalan bu şahsın başkanımız öldürüldükten sonra başkanlığa geçip Ortadoğu'ya operasyonlara devamı etmek istediğini görüyoruz. Çok şaşırıyor muyuz? Tabii ki hayır. Buradaki ince detay filmde öylesine çok Amerikan vatanperverliği ve 'liderliği' bağırılıp çağırılırken 'Ama biz Ortadoğu'da bir operasyon istemiyoruz, üstelik isteyenlere de karşıyız bakın' der buna benzer bir sonuca bağlanması. Bu da tabii ki tatminden uzak ve ihtimal edilebilir bir netice . Ek Olarak aksiyonun ortasındaki kahramanımız Cale'in Başkanımız'a sarf ettiği 'oyumu size vermemiştim ama dünya barışını sağlarsanız veririm' tarzı göndermesi de siyahi başkana karşı kalan tarafın güvensizliğine bir ayna niteliğinde. 9207391288_3947e14aaa_c Aksiyon hayranlarını bir nebze tatmin edecek olsa da oldukça klişe replikler ve buram buram kokan milliyetçiliği ile bu türü sevmeyenlerin kesinlikle uzak durması gerekli kalan bir film Beyaz Saray Düştü. 11 Eylül sonrası peşi sıra gelen bu tip filmler ile Amerika'nın bu paranoyadan daha uzunca süre kurtulamayacağı, Hollywood'un ise bunun fazladan ekmeğini yiyeceği aşikar. Biz de yıldız oyuncularla profesyonel yönetmenlerle dahi olsa bu tür vıcık vıcık Amerikan milliyetçiği kokan filmlere fazladan maruz kalacağız buna benzer görünüyor .

Beyaz Saray Düştü 2013 Film İncelemesi

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında daha sık rastladığımız Abd'ya saldırı paranoyaları beyaz perdede uzun süre kullanıldı ve bu paranoyadan epeyce fazla ekmek mağlup oldu . Son aşama bu paranoyayı beyaz perdeye taşıyan filmlerden birisi de White House Down (Beyfendiaz Saray Düştü). 90'lardan beri sinema veya ekranlara farklı biçimlerde yansımış ve tanıdık olduğumuz bu mevzu şimdi popüler oyuncular ve efekt soslarıyla önümüze konuyor. Konuyor ama bize yeni bir şey veriyor mu? Kesinlikle hayır. Film salt paranoya destekli durmak bilmeyen bir aksiyon çevresinde dönüyor. Son aşama G.I. Joe serisi ve 21 Jump Street gibi pek tatmin etmeyen yapımlarda ismini duyduğumuz Channing Tatum ve Oscar'lı aktör Jamie Foxx'un başrolde olduğu film yine Abd'nın kendi kendini tatmin ettiği bir yapım. Amerikan bayrağının gözümüze sokulduğu film bol bol 'vatansever Amerikalı' klişeleriyle bizi itmeye yetiyor. Başkanın ekibinde bulunan , destekçi özel ajan Finnerty'i canlandıran epeyce başarılı aktris Maggie Gyllenhaal'ın ise bu tip bir filmde ne işi olduğu ayrı bir muamma. Filmde 25 yıldır Amerikan başkanlarının özel korumalığını yapmış olan Walker'ın (James Woods) Ortadoğu'da kaybettiği oğlunun intikamını almak uğruna tüm prensiplerini yıkarak teröristlerle iş birliğine girdiğini, başkana bir komplo düzenlediğini görüyoruz. Tabii bu işin gözüken kısmı… Film ilerledikçe aslında bu işin çok daha derin ve farklı anlaşmalar çerçevesinde olduğuna tanık oluyoruz. 9207420830_aa5f18f54c_c Orduda iki yıl görev yaptıktan sonra ayrılan ve başkentimiz polisliği görevini sürdüren Cale (Tatum), kızının da Amerikan tarihi ve başkanlarına olan ilgisiyle onu da sevindirmek maksadıyla gizli servise yakın korumalık için müracaatta bulunur. Fakat yeteri kadar kursu olmadığı ve otoriteye saygı problemi olduğu gerekçesiyle işe alınmaz. O sırada Beyaz Saray'ı gezmeye başlayan bir tur grubuna dahil olan baba kız bizzat kendilerini bir anda ateş hattında bulurlar. Beyaz Saray'a giren teröristler PC ağlarına, füze sistemlerine kadar her şeye ulaşırlar. Başkan Sawyer'ı tutuklu alırlar. Rehine grubunun içinde kızı da bulunan Cale'in ise kızını ve Abd'yı kurtarması için fazla vakti yoktur… Buraya kadar bize ecnebi iştirak eden pek bir şey yok. Naturel olarak önce bunun Afganistan veya İran gibi müslüman ülkelerden iştirak eden bir saldırı olduğu düşünülür. 25 senelik yakın sığınma Walker'ın bu işi tezgahladığı ihtimal edilemez. Bunun Için en çok siyahi başkan Sawyer şaşırmaktadır. Sawyer'ın teröristleri ise fazla sağcı, militan, Abd aracılığıyla göreve gönderilmiş ama surat üstü bırakılmış gibi tanımlamalarla karşımıza çıkıyor. O kadar vatanperverlik nidaları arasında belki de tek ufak eleştiri de bu olsa gerek. 9204494307_fff51163cd_c Jamie Foxx'u siyahi başkan olarak gördüğümüzde Abd'nın şuanki durumunun beyazperdede güncellendiğini fark ediyoruz. Başkanın 'Dünyada savaş istemiyoruz barış talep ediyoruz' gibi ya da küçük kızın 'siz İran'dan askerleri çektiniz babam geri döndü, benim kahramanımsınız' gibi sözleri uyarı çekerken Başkan Sawyer'ın kendine olan güveni ve dünyanın lideriyim tavırları, sözleri aslında değişen hiçbir şeyin olmadığını, Başkan'ın sadece ten renginin değiştiğini ve hala 'dünyayı kurtaran ülke' kibirinden bir şey kaybetmediklerini gösteren en açık referanslar. Filmde sinirimizi bozacak 'Amerikan kurtarıcılığı'na işaret eden pek çok kibirden kırılan replikler şuanki . Eh bunlara dayanabiliyorsanız peşi sıra iştirak eden aksiyon sahnelerine kendinizi bırakabilirsiniz. Filmin aksiyon sahneleri türü sevenler sinema salonunda bu bağlamda huzurlu dakikalar geçirebilir. Ama yukarıda bahsettiğim fazla dozda ve abartılı Amerikan milliyetçiliği ve vatanperverliğine katlanabildiğiniz müddetçe. Yönetmen Roland Emmerich, Independence Day'deki klişesini bozmuyor ve siyahi Başkan'a aksiyonda yer veriyor. Tatum'un co-pilotluğunu üstlenen başkan Sawyer, Beyaz Saray'a nükleer bir müdahale yapılmadan rehineleri oradan sunmaya çabalıyor. Filmin ilerleyen sahnelerini ise ihtimal etmek hiç güç değil. Walker aslında oğlunun intikamını almak değil nükleer silahlar ile Ortadoğu'ya bir müdahale girişiminde bulunmak istemektedir. Başkan Sawyer'ın Ortadoğu üstünde başarısız olduğunu belirten Walker burada Abd'nın 'başarısız olmayız-olamayız'ın harici sesi konumunda. Tabi kısa bir zaman sonra Walker'ın da ardında bir adam olduğu, başkanın ekibinde olan bu şahsın başkan öldürüldükten sonra başkanlığa geçip Ortadoğu'ya operasyonlara devamı etmek istediğini görüyoruz. Çok şaşırıyor muyuz? Tabii ki hayır. Buradaki ince ayrıntı filmde o kadar çok Amerikan vatanperverliği ve 'liderliği' bağırılıp çağırılırken 'Ama biz Ortadoğu'da bir operasyon istemiyoruz, hatta isteyenlere de karşıyız bakın' der gibi bir sonuca bağlanması. Bu da tabii ki tatminden uzak ve ihtimal edilebilir bir netice . Ek Olarak aksiyonun ortasındaki kahramanımız Cale'in Başkan'a sarf ettiği 'oyumu sizlere vermemiştim ama dünya barışını sağlarsanız veririm' tarzı göndermesi de siyahi başkana karşı olan tarafın güvensizliğine bir ayna niteliğinde. 9207391288_3947e14aaa_c Aksiyon hayranlarını bir nebze tatmin edecek olsa da epeyce klişe replikler ve buram buram kokan milliyetçiliği ile bu türü sevmeyenlerin kesinlikle uzak durması gereken bir film Beyaz Saray Düştü. 11 Eylül sonrası peşi sıra iştirak eden bu tip filmler ile Abd'nın bu paranoyadan daha uzun süre kurtulamayacağı, Hollywood'un ise bunun fazladan ekmeğini yiyeceği aşikar. Biz de yıldız oyuncularla usta yönetmenlerle bile olsa bu tür vıcık vıcık Amerikan milliyetçiği kokan filmlere fazladan maruz kalacağız gibi yaşanıyor .